Gaziantep

Gaziantep

Atlas Dergisinde Yayınlanan Yazı ve Fotoğraflarım

gaziantep_fotograflari_002 gaziantep_fotograflari_003 gaziantep_fotograflari_004 gaziantep_fotograflari_005 gaziantep_fotograflari_006 gaziantep_fotograflari_007 gaziantep_fotograflari_008 gaziantep_fotograflari_009 gaziantep_fotograflari_010 gaziantep_fotograflari_011 gaziantep_fotograflari_012 gaziantep_fotograflari_013 gaziantep_fotograflari_014 gaziantep_fotograflari_015 gaziantep_fotograflari_016 gaziantep_fotograflari_017 gaziantep_fotograflari_018 gaziantep_fotograflari_019 gaziantep_fotograflari_020

1400 yıllık Gaziantep Kalesi’nin üzerinde uçan binlerce güvercin, birazdan güneşin batacağının farkında. Günün son uçuşları, son dansları bunlar. Karanlık çökünce her biri evlerin çatılarındaki yuvalarında kafalarını vücutlarına gömerek uykuya geçecekler. Bazıları ise o gece başka bir evin çatısında uyuyacak çünkü akşamüstü gökyüzünde tanıştığı sevgilinin davetini geri çeviremediler. Kuşlar aşağıda sahiplerinin heyecanla kendilerini izlediğinin büyük ihtimal farkında değiller. Kuş sahipleri kendi kuşlarına ilaveler mi eksilmeler mi olacak diye pür dikkat gözlemdeler. Eski adı Kürttepe yeni adı Türktepe olan şehrin en eski semtinde güvercinlerin dönüşünü bekleyen Atilla Güler‘in kız arkadaşından telefon geliyor. “Hayatım acil gelsene seni çok özledim, bir şeyler içelim.” Atilla: “Şu anda çok önemli bir işim var, görüşmedeyim. Akşam ezanından sonra müsait olacağım” diyor. Oysaki kahvenin önünde tabureye oturmuş televizyonda maç izler edasıyla kuşların müsabakasını izlemekte. “Bunun zevki, heyecanı anlatılmaz yaşanır. Futbol yerine biz bunu izleriz. Bunun yerine hayatta hiç bir şeyi koyamam, sevgiliyi bile” Atilla’nın 70 küsur kuşu var. Hepsinin adını tek tek biliyor. Gün sonu başkasına kaptırılan kuşun sahibi o günün mağlubu oluyor. Atilla: “Bak şimdi bende dört tane fazladan kuş var görüyor musun? Şerbetçi Hayri’nin kesin bunlar. Yarına acayip gıcık verdireceğim ona. Şimdi o da izliyor bunu. Havada düşmanız ama yerde dost”.

Gaziantep’te Atilla gibi yüzyıllar öncesinden gelen gelenek ya da alışkanlıklarını günlük hayata taşıyan insanlar ile metropol yaşamının gereklerini yerine getirerek yaşayanlar şehri diğerlerinden farklı kılmakta. Güneydoğunun en büyük kenti sanayisi, tarihi önemi, artan nüfusu ve jeopolitik konumu ile bölgede önemli bir güç olarak görülmekte. Bu görüşü desteklemek ile beraber temkinli yaklaşanlardan biri olan Gaziantep CHP milletvekili Yaşar Aygöz (şu anda eski milletvekili) 1989’dan 2004’e kadar şehrin iki merkez ilçesinden bir olan Şahinbey’in belediye başkanlığını yapmış, ardından 2007’de milletvekili seçilmiş. Kendi başkanlığı zamanında maddi olanaksızlıklardan projeleri hayata geçemiyormuş ancak şimdiki belediye ve hükümetin imkânları sayesinde restorasyon ve belediyecilik hizmetleri kolaylaşmış. “Bizim zamanımızda terör yüzünden kaçanlarGaziantep’e geliyordu ve her yaz en az 2-3 mahalle oluşuyordu. Bunlar iş bulma hayalleri ile geliyorlardı. Bir kısmı vakıf oluyor diğerleri işsizler ordusuna katılıyorlardı. Göçle gelenlerin bir kısmı sermayesi ile geldi, fabrika bile kuranlar oldu aralarında ancak büyük kısmı hüsranla karşılaştı. Sonuçta ekonomi ve asayiş sekteye uğruyordu. Terör buraya gelemedi ama etkileri belki de en çok burada hissedildi. 2005 yılında yatırımcılar için bölgede çıkarılan teşvik yasalarından Gaziantep muaf tutuldu. Yeni yatırımcılar şehrimize gelmediler ve bizi göçün ekonomik zorlukları ile baş başa bıraktılar. Bugün dışardan kendine yeten bir şehir gibi gösterilse de işsizliğin bölgede en yüksek oranda olduğu, yeşil kart sayısının her geçen gün arttığı, turizmin bölgesel olarak düşünülmediği, sınır ticaretinin yetersiz olduğu, el sanatlarının vergiler yüzünden öldürüldüğü sorunları çözüm bekleyen bir şehir burası. En çok üzüldüğüm de Gaziantep’te insan ilişkilerinin yozlaşmaya başlaması. Eskiden her evde ne pişerse ‘kokar’ diye komşuya ikram edilirdi. Çocuklar kimin evinin kapısı açıksa kendi evi gibi girer sofraya oturup yemek yerdi. Şimdi apartman yaşantısı ve kalabalık nüfus bunları yapmaya engel. Çocuklar sokak yerine televizyon ya da bilgisayarların başında”

Aslen Trabzonlu olan Vali Süleyman Kamçı şehrin gelişiminde sanayisi ve turizmin kilit unsurlar olduğuna inanıyor: “Antepli ticaret ve sanayiye çok yatkın, bu sebeple de bu konularda ilerideyiz. Şehrimiz Suriye ve Irak güzergâhı üzerinde. Bu dış ticaret açısından büyük avantaj. Türkiye’nin 2023 dış ticaret hedefi 500 milyar dolar, Antep’inki 30 milyar dolar. Bu rakam uydurma değil, gücümüzün ve yapabileceklerimizin kanıtı. Dünyanın 170 ülkesi ile dış ticaret yapıyoruz. Geçen seneki dış ticaret hacmimiz 4 milyar dolar. Bu rakam Dünya’daki 70 ülkenin ayrı ayrı dış ticaret hacminden büyük. Sanayide, ticarette iyiyiz ama turizmde eksiğimiz çok, daha doğrusu geliştirilecek alanlar var. Dünyanın en büyük (2350 m2’lik mozaik sergileme alanı)  ve modern mozaik müzesini yaptık bu sene, Zeugma’yı şehre taşıdık. Bunu tanıtmalıyız. Yatak kapasitemizi arttırmalı kongre turizmine önem vermeliyiz. 6 yıldır Antep’teyim ve bu süre içerisinde bile büyük gelişmelere şahit oldum. Çok dinamik bir yapısı var şehrin. Ancak tek alışamadığım ve sevemediğim şey ‘yolcu beraberinde getirilen çay’, kaçak çay demiyorum. Rize çayı bulmak mümkün değil neredeyse.  Ben alışamadım o çaya; acı acı. O ne öyle?”

Jale Özarslan ailecek işlettikleri eski bir konaktan dönüştürülmüş butik otelde sabah kahvaltısı için talimatlarını veriyor. Oradan da maaşlı olarak çalıştığı işine GaziantepÜniversitesi Tıp Fakültesi merkez laboratuvarındaki işine geçecek. Akşama da destek olduğu bir grup kadın ile buluşup dertlerini dinleyecek. Jale Antepli modern kadınlardan. Kendi gibi olmayan eğitim eksikliği olan, dar gelirli düşük sosyo-kültürel yapıdaki kadınlara destek olmak için bir kooperatif kurmuş. AB den de maddi destek almış projesi için. Antep işi işleyen yaklaşık 50 kadının emeklerinin değerlendirilmesine çalışıyor. Ayrıca bu kadınların bilinçlenmeleri için yemek, kadına yönelik şiddet, kanuni hakları gibi konularda eğitimler veriyor. Kadının özgürce yaşamına devam edebilmeleri için eğitimin yanında maddi imkân da sağlanması gerektiğini düşünüyor: “Kadını bilinçlendirdikten sonra tekrar eve kapatırsanız farkında olmadığı sorunlarının farkına varmasından başka bir şey yapamazsınız. Bu iyilik değil ona kötülük olur.”

Azade Taşçı, Hakkâri’den okumak için gelmiş Antep’e. İktisat 3. Sınıf öğrencisi. Gözleri pırıl pırıl bakıyor, güzelliğinin de bilincinde. Burada olmaktan da pek memnun gözükmüyor. “Bizim orası bile daha modern buradan” diyor. Anteplilere de pek ısınamamış, herkesin bireyselliğinden ve bencilliğinden yakınıyor. En büyük derdi ise Antep’te tek başına bayan olarak özgür hissedememesi. “Gece sekizden sonra dışarı çıkarsan sana kötü gözle bakarlar. Geçenlerde yurdun bahçesinde bir arkadaşımıza tecavüz edildi, artık daha da korkuyorum”.

58 taşındaki Taksici Mustafa ise 9 yıl önce başına gelen gasp olayını anlatırken hala heyecanlanıyor. “Gece saat 12’den sonra aklı başında adam gezmez sokakta, mecbur kalırsam o saatte çalışmaya hemen kapımı kitlerim, anladın mı canım kardeşim?”

Vali Kamçı ise bu durumun abartıldığını düşünüyor, asayiş sorunu olmadığını belirtiyor: “Türkiye’nin 6. Büyük şehriyiz ve olay sıralamasında 13. Sıradayız. Her ilde olan neyse burada da o kadar oluyordur ama aşırı bir durum yok.

Şehre ilk defa gelip Burç ormanını Pazar günü uzaktan izleyenler ormandan çıkan dumanı görünce itfaiyeye yangın ihbarında bulunurlarmış. Zira Antep’in hala en büyük sosyal aktivitesi civar ormanlarda yapılan piknikler.  Bu pikniklere Sahra da deniliyor. Terbiye edilmiş kebap mangal evden getirilen yiyecekler pikniğin demirbaşları. Alkol alanlar da ailecek gelenler de bir arada piknik yapıyorlar. Gaziantepli Mimar Coşkun Özdil eskiden esnaf sahrası diye bir kültürün olduğundan bahsediyor. Patron yılda 1 kere tatil ilan edip, tüm alışanlarını pikniğe götürüp, yedirip içirirmiş. Esnaf Sahrası günümüzdeki kaynaşmak için yapılan iş yemeklerine karşılık geliyor.  Coşkun Özdil geçmişteki eğlenceleri ve kültürü hasretle anıyor : “Memlekette zamanında nitelikli pavyon kültürü vardı, ünlü sanatçılar gelir konserler verirlerdi, Muzaffer Akgün, Şükran Ay, Müzeyyen Senar, Zehra Bilir gibi. Altmışlı yıllarda açık hava sinemalarında aile yeri diye bir şey yoktu, karışık otururduk. En önemlisi ikindi sazı vardı eskiden. Esnaf içinde muhabbete düşkün olanlar, güneşin düştüğü vakit yani yavaştan devrilmeye başladığı zaman kırkayak parkına giderlerdi. Burada fasıl yapan sazendeler olurdu. Gelenler evlerinden yiyeceklerini getirir, iki tek rakı içilir, günün kritiği yapılır, sohbet edilirdi. Bir kaç saat oturulduktan sonra evlere dağılınırdı. Ben de amcam Otobos Mehmet’in yanında izlerdim bu muhabbetleri. Hele bir de hamama gitme törenimiz vardı ki hiç sormayın. 5 gün önceden haberleşirdik arkadaşlarla, görev taksimi yapardık. Kim ne meze getirecek, ne yemek yapılacak, çiğ köfteyi kim yoğuracak her şey belirlenirdi. Hamamda hem temizlenilir hem de meşk edilirdi. Kalaylı hamam tasının ortasında dönen bir balık olurdu, o tasa rakı doldurulur göbek taşında elden ele gezerdi o tas sonra. Muhabbetin kralı televizyon şovlarında değil orada dönerdi.”

Gaziantep’in çağdaş eğlence anlayışını temsil ettiğini belirten Ferdi Yılmaz şehirdeki Buzz Bar’ın sahibi. Mekânını herkesin bildiğini, Halep’ten, Güneydoğudan hatta İstanbul’dan bile müşterilerinin olduğunu söylüyor. “Anteplilerin de bir Reina’sı Laila’sı olmalı” diyor. “Ben ağa çocuğuyum, ama varoşlarda büyüdüm, halkın içinden geldim namusumla şerefimle. Bar –disko işine 3 yıl önce başladım. Ayın karanlığında da hayat olduğunu insanlara göstereceğim. Şehri çok seviyorum ve insanların artık rahatça eğlenmesini istiyorum.” Ferdi lüks arabasını gösterirken “Şehrimizdekiler böyle arabaları görsün, vizyonları genişlesin diye aldım bunu” diyor. “Evlenmeyi, düzenli hayat kurmayı çok istiyorum ama kadınlar beni yürüyen para olarak görüyor. Öyle görmeseler evleneceğim, aşık olacağım ama olmuyor bir türlü. En büyük aşkım Anna isimli yabancı bir bayandı ama o da bar sahibiyim diye beni kıskandı ve gitti.”

Gaziantep Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden şehrin yakınındaki Dülük Antik kentinde başlayan yaşam Antep kalesi etrafına doğru yönelmiş. Paleolitik dönemden başlayan tarih, Hitit, Med, Asur, Pers, Roma, Bizans, Memluk, Selçuklu, Osmanlı gibi dönemlerden geçmiş. 1. Dünya savaşı sonrasında Mondros ile Osmanlı’nın parçalanması sonrası 17 Aralık 1918 de İngilizler ardından da 5 Kasım 1919’da Fransızlar Antep’i işgal etmişler. Ermeni Lejyonu da bu işgallerde bulunmuş. Antep Halkı 1920’de Fransızların şehre yerleşmesi ile direnişe başlamış ve şehirde yokluk, açlık ve şiddete karşı direnişler sonucu efsane olmuş kahramanlık öyküleri oluşmuş. 9 Şubat 1921’e kadar 10 ay direniş gösteren Antep halkı sonunda Fransızlara teslim olmuş. 25 Aralık 1921’de yeni hükümetin Ankara Anlaşması’nı imzalaması sonucu Fransızlar şehri boşalmış. 8 Şubat 1921’de TBMM Antep’e gazilik unvanı vermiş. Şehirdeki Ermeni nüfusunun hızla azalması da bu dönemlere rastlıyor. 80li yıllarda Halep’te rastladığı 90 yaşındaki Gaziantep Ermenisi teyzenin hikâyesini anlatıyor Mimar Coşkun Özdil: “Teyze bana dedi ki: ‘Fransızlar geldi bizim Ermeni yeni yetme gençleri size devlet kuracağız diye kandırdılar, para da verdiler. O gençler efelendiler Anteplilere, kırdılar döktüler. Sonra Fransızlar bizi yüzüstü bıraktılar gittiler. Olaylara katılanların çoğu Fransızlar ile beraber gitti. Ondan sonra Antepli bazı kardeşlerimiz acılarını bizden çıkardılar. Kurunun yanında yaş da yandı.’ O dönem kadının babası aileyi toparlayıp Kilise götürmüş,  2 ay kadar ortalığın sakinleşmesini beklemişler. Tüm eşyalarını evde bırakmışlar, bir kaç parça üst baş alıp gitmişler Kilis’e. ‘Çiçeğim filan vardı, asmam vardı. Anahtarı da müslüman komşuma bırakmıştım. Döndüğümüzde anahtarı aldık eve girdik. Bir de ne görelim ev tüm tüm tütüyi’. Yani pırıl pırıl tertemiz bakmış komşu çiçekleri sulamış. Bir ay sonra olaylar tekrar patlak verince de Halep’e yerleşme kararı vermişler. ‘ama oğul şu Antep 70 senedir gözümde tütüyi’ ”.

Gaziantep’in meşhur bakırcılar çarşısında çekicini çelik kalemine sallayarak bakır tasa motifler yapan Davut Abar dertli çarşı esnafından. “Her sene en az 2 milyar vergi ödüyoruz, bizim kazancımız ne ki? Helal olsun devlete ödeyelim ama biz aç gezerken devlete para vermek de pek doğru gelmiyor bana. Bu gidiş gidiş değil. İnsan aç kalırsa her şeyi yapar valla. Geçen sene iflas eden bir esnaf var idi, her gün 4 somun ekmek çalıyordu. Yakalanınca sordular ‘neden yapıyorsun’ diye? Çocuklarım var. Beni öldürseniz de dövseniz de gene çalacağım, mecburum dedi. Dört çocuğu için dört tane çalıyor Beşinciyi almıyordu.”

Yemeniciler çarşısında Yemeni denilen deri ve kök boyadan yapılan geleneksel terlik ve ayakkabıları imal eden Ahmet Tektaş da benzer sıkıntıları yaşayanlardan. “Biz bu işi ustamızdan öğrendik, çırağımıza devretmek ve ona öğretip bu el sanatını yaşatmak istiyoruz ama para versek bile çırak bulamıyoruz. Çünkü gençler bu işten para kazanamayacaklarını biliyorlar. Bizim zamanımızda aileler sıraya girerdi çocukları meslek öğrenecekler diye ama şimdi kimse gelmiyor. Devlet desteği olmazsa bu gelenek yok olacak. Oysaki yemeninin faydaları anlatmakla bitmez. Ter yapmaz koku yapmaz, hava alır ayak, sıcakta yakmaz soğukta üşütmez.”

Gaziantep’te gökyüzünde güvercinlerin dansı devam ediyor. Kalenin ana kapısının önündeki tümsekte çömelmiş 17’lik Ali Ferik’ in gözleri kendi kuş grubunu takip etmekte, arada da “Hadi gurban kap onu” diye mırıldanıyor. Ali’nin en büyük ideali lise sonrası 2 yıllık bir yüksekokula girmek: “Şu şifreleri çözebilseydim 4 yıllığa da girerdim belki” diyor. Şehir tüm heybeti ile Ali’nin görüş alanında, yukarıda da ailesinden sonra en sevdiği şey olan kuşları. Bir kenti mimarisi, coğrafyası, doğal güzellikleri bir yere kadar sevdirir. Kişiyi şehre asıl bağlayan insanlarıdır. Bir adres sorsanız esnafa, “Hele bir otur gurban çay iç, adres kolay” cevabı alırsınız Gaziantep’te. Ali bu şehri bunun için çok seviyor. Akşam olduğunda kuşların uçuşunun kritiğini yapacağı, şakalaşacağı arkadaşlarının varlığı ve “merhaba” diyebileceği mahalle dostları olduğu için yüzü her zaman gülüyor belki de.

yazı – fotograf:Ufuk Sarışen

Yorum - Comment

%d blogcu bunu beğendi: