"oyuncak müzesi - istanbul"

HAYALLERİN VE DÜŞLERİN PEŞİNDE : İSTANBUL OYUNCAK MÜZESİ

Oyuncaklar hayallerimizi ve düşlerimizi daha hayatımızın ilk yıllarında şekillendirdi, güçlendirdi, zenginleştirdi. Hayaller düşler gerçekleştikçe oyuncaklar eskidi, yıprandı yok oldu. Bizler büyüdük, oyuncaklarımız kim bilir ne oldu? O en hızlı giden küçük arabam şimdi nerede? Yatırdığımda gözleri kapanan Fatoş bebek şimdi nerede uyuyor? Telli arabamın tellerine kuşlar mı kondu? Korkmayın, hiç bir yere kaybolmadılar, emin elledeler artık. SanatcıSunay Akın bu oyuncakları toparladı, istediğiniz zaman gidin tekrar kavuşun cocukluğunuza diye...

İstanbul Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2005 yılında Sunay Akın’ın ailesinden kalma Göztepe’deki köşkünde kurulmuş. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi anlamlı bir günde açılmış müze, çocuklara ve cocukluğa bir armağan olarak. Müzede 200 yıllık oyuncak tarihinden seçme yaklaşık 3000 oyuncak sergileniyor. Kızılderili köylerinden, ilk oyuncak ayıya, porselen bebeklerden, tahta ata, postalını boyayan kurşun askerden, üç tekerlekli bisiklete her türlü oyuncak sizi bekliyor müzede. Müzenin ve oyuncağın hikayesini dilerseniz şairin kendisinden dinleyelim:

“ Müze kurma fikri yaklaşık 18 yıl önce Almanya’nın Nürnberg kentinde aklıma geldi. Kenti gezerken bir tavsiye üzerine oyuncak muzesine gitim, bir kaç saatte gezmeyi planlamışken bütün günümü orada geçirmiştim, çok etkilenmiştim. Daha sonra baktım ki nerdeyse tüm Avrupa kentlerinde oyuncak müzeleri var. Başladım bu müzeleri dolaşmaya; Stokholm, Londra, Zurih, Paris, Prag, Münih ve daha niceleri. Gezerken hep su soruyu sordum kendime “Neden benim ülkemde de bir oyuncak müzesi olmasın?” 3-4 yıl boyunca oyuncak tarihini araştırdım. Sonra ilk defa Berlin’de bir antikacıdan oyuncak at satın alarak müzeyi oluşturan oyuncakları toplamaya başladım. Bizim kültürümüzde yola atla çıkılır ya, ben de atla yola çıktım işte tam 14 yıl önce. TV programlarımdan, şiir kitaplarımdan kazandıklarımın her kuruşunu bu oyuncaklara yatırdım. Bence sanatcı ödul peşinde koşacağına ödül vermeli topluma. Ben bunu yapmaya çalıştım bu müze ile. Şu anda İstanbul oyuncak müzesi dünyadaki en iyi örneklerinden biri. Bunu dışarıdan gelen yabancı konuklar soyluyor, ben de nerdeyse tüm oyuncak müzelerini gezdiğim için bunu biliyorum. İstanbul denildi mi ilk akla gelen mekanlardan biri olmaya başladı müzemiz. Bu çok sevindirici bir durum. Sergi dışında burada aktiviteler ve atölyeler de yapıyoruz, örneğin kukla geleneğimizi yaşatıyoruz, İbişi oynatıyoruz, İlüzyon gösterileri yapılıyor. Oyuncak yapım atölyesinde oyuncak yapmasını öğretiyoruz cocuklara. Fosil atölyesi var mesela, kum havuzunda fosil nasıl bulunuyor, cıkarılıyor bunu ogretiyoruz. Burası aynı zamanda yaşayan bir okul anlayacağınız.

Müze binası şahsıma ait 100 yıllık bir İstanbul köşkü, 2. derece tarihi eser. Bu köşklerin coğu yıkılıp yerine apartman yapılırken biz koruduk ve müzeye dönüştürdük. Müzenin içini sahne tasarım sanatcısı Ayhan Doğan tasarladı. Her oda ayrı bir tiyatro sahnesi gibi düşünüldü. Örneğin uzay oyucuklarının bulunduğu odanın tavanı yıldızlar ile süslü. Oyuncak trenler gercek bir tren vagonunun içinde sergileniyor. Sakarya’dan çok eski bir vagonu alıp içini oyuncak tren sergilemeye uygun hale getirdik. Yani gercek tren penceresinden oyuncak tren tarihine bakıyorsunuz. Bunun gibi bir çok oyunlar var bu müzede.

Oyuncak, cocugun eline verildiği an yıpranmaya başlamış demektir, bu sebeple antikacılıkta en değerli parçalardır, sağlam kalması zordur. Dolayısı ile müzemizdeki 3000 parça oyuncağın herbiri çok değerlidir. Buradaki en eski oyuncak 200 yaşında Fransa’da yapılan bir oyuncak keman. Oyuncak tarihinden örnekler vermek gerekirse ilk Mickey Mousedan tutun sinemanın atası sayılan laterna magicaya, porselen bebeklerden, bebek evlerine gibi. Burası ayrıca sürekli aktif bir müze, hala oyuncaklar alıyorum. En son bir oyuncak kazandırdık mesela, 1954 yılında Amerika’da yapılan bir porselen bebek. Bu bebek Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’sının oyuncak bebeği, dünyada ikincisi yok bu bebeğin. Müzede bunlar olmasa da olurdu diyeceklerim ise savaşan asker figürleri. İkinci Dünya Savası Polonya işgali ile başlamaz aslında, 1933 yılında cocukların düşlerinin işgali ile başlar. Oyuncak askerler üretilmiştir bu yılda. Bu oyuncaklarla büyüyen cocuklar 2. Dünya savasında gercek silahlar ile oynamaya başlarlar yıllar sonra. 

İlk oyuncak fabrikası 20. yüzyıl başlarında Almanya’da kuruldu. 2. dünya savasına kadar Almanya yonlendirdi oyuncak pazarını. Daha sonra Japonya ele gecirdi pazarı, atom bombaları atıldığında en iyi oyuncakları onlar yapıyorlardı. Seksenlerden sonra Çinliler sahne aldı. Bu kısa tarihsel sürece bakıldığında gelişmişlik ve oyuncak üretimi arasındaki paralellik dikkat çekiyor. Sosyolog ve ekonomistlerin anlayamadığı konu da bu bence. Çünkü oyuncağın tarihi düşler ve hayallerin tarihidir. Bir toplumun düşleri ve hayalleri varsa yaşamın diğer alanlarında da ilerleme kaydedebilirler. Bu sebeple oyuncak endüstrisi çok önemlidir.

Müzede ülkemizden de oyuncaklar mevcut, örneğin bizim oyuncak imalatcılarının teneke kalıplarını buldum ve sergiliyorum. Sultan Abdülmecid ve 2. Abdülhamit dönemine ait 150 yaş civarında Hacivat ve Karagöz figürleri var ki oldukça kıymetli oyuncak tarihimiz ve kültürümüz açısından. Eski Eyüp oyuncakları çok meşhurmuş bir zamanlar, Evliya Çelebi de anlatır Seyahatnamesinde, cami etrafındaki 100 dükkanda tahta oyuncak yapıldığından bahseder. Müzedeki odalardan biri bu oyuncak dükkanı haline dönüştürüldü, bu eski dükkan tekrar hayat buldu burada. Şu anda Türkiye’deki üretici sayısı iki elin parmağını geçmiyor maalesef. Bizim Nasrettin Hoca’nın, Keloğlan’ın, Karagöz’ün oyuncağı hiç yapılmadı maalesef, oysaki kültürel çeşitliliğimizin içindeki karakterler çok zengin. Evet tüm masal kahramanları bizim için önemli, Pinokyo’yu da seveceğiz tabiki ama Keloğlanı’da onun yanına koymalıyız.

Buraya gelen insanlar cocukluklarıyla bir daha yüzleşiyorlar, o günlere geri dönüyorlar, arınıp temizlenip çıkıyorlar müzeden. Bu acıdan oyuncak müzesi cok önemli, hele İstanbul gibi düşlerin ve hayallerin izlerinin her yerde karşımıza çıktığı bir şehirde daha da önemli.


37 YIL SONRA KAVUŞULAN OYUNCAK
Trabzonda geçti benim çocukluğum. Hiç unutmuyorum 5 yaşındayım ve sünnet fotoğrafı çektireceğiz ağabeyim ile. Trabzon meydanında fotoğrafcı ile buluşulacak. Annem beni bir güzel giydirdi, hazırladı. Meydana geldik, fotoğrafcının elinde cok guzel bir oyuncak var. Tenekeden Japon yapımı bir oyuncak gemi. Fotoğrafcı o oyuncağı benim elime verdi poz vermem için, “gül bakalım dedi”, hiç gülmedim çünkü biliyordum ki o oyuncağı benden alacaktı ve öyle de oldu. Sonra ağabeyime de yaptı aynı numarayı ve fotoğrafları çektikten sonra oyuncağı geri aldı ve gitti. Ben o oyuncağı hiç unutamadım. O fotoğrafın çekilmesinden 37 yıl sonra aynı oyuncağı Almanya’nın Bielefeld kentindeki bir antikacıda buldum. Kalbim nasıl atıyordu heyecandan size anlatamam. Antikacıya sordum “fiyatı ne kadar?”. Korkum adamın cok yüksek bir fiyat soylemesi değil “o satılık değil” demesi. Satıcı yüksek bir fiyat söyledi, hiç pazarlık etmeden, şansımı zorlamadan aldım oyuncağı. Antikacıdan çıkar çıkmaz koşmaya başladım. Koşuyorum, arkamdan gelip “o satılık değildi ver oyuncağı geri” demesinden korkuyorum. 42 yaşımda kavuştum o oyuncağa, biliyorum ki artık elimden kimse alamaz.


Sunay Akın Hakkında 

Sunay Akın 1962 Trabzon doğumludur. Ailesi, daha iyi eğitim imkanları olduğu için İstanbul'a yerleşir, Sunay Akın henüz 10 yaşındadır. Sonrasında İstanbul'la arkadaş olur onu dinler ve bizlere anlatır şiilerinde. 
Şair ilk şiirlerini 1989'da ‘Makiler' adıyla yayınladı. Bu ilk eserinin arkasından da ‘Antik Acılar', ‘Kaza Süsü' ve '62 Tavşanı' adlı şiir kitapları geldi. Düzyazıda da eserler verdi, bunlardan bazıları; İstanbul'un Nazım Planı, Kız Kulesin'deki Kızılderili, Ay Çöreği ve Deniz Yıldızı, Önce Çocuklar ve Kadınlar, İstanbul'da Bir Zürafa, Onlar Hep Oradaydı, Kırdığımız Oyuncaklar, Kule Canbazı'dır. Bir çok radyo ve televizyon programı yapmıştır. Akın, Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde dersler vermiştir. Tek kişilik oyununu da yurt içi ve yurt dışında sergilemiş ve ‘Bir milletin gerçek değerleri hisse senetleri değil, hissi senetleridir' sözüyle de bu yolculuğuna devam etmektedir.

OYUNCAK TARİHİ
Oyuncak, oyun ve oyuncağın tarihi belki insanlık kadar eskidir. İlk çağda mağara duvarlarına resimler çizerken kullanılan taşlar bugünkü boya kalemlerinin ataları olarak oyuncak sayılmaktadır.
Tarihte bilinen ilk oyuncaklar Mısır’lılara aittir. M.Ö. 5. yüzyılda Mısırlı çocukların tahta atlarla oynadıklarına dair arkeolojik bilgiler edinilmiştir. M.Ö. 2. yüzyılda ise Mısır’da topaç, misket biliniyormuş. Yine aynı dönemlere ait Firavun mezarlarında oyuncak bebekler bulunmuştur. Eski Yunan, Roma ve Çin’de de kilden yapılıp fırınlanmış, hareketli kol bacaklara sahip bebekler yapıldığı bilinmektedir. Seri olarak üretilen ilk tahta bebekler ise 1700’lerin Almanyasına aittir. Türk tarihinde satılmak üzere yapılan oyuncaklar ise Osmanlı döneminde ortaya çıkımış. Eyüp’te hayvan bağırsağından yapılmış balonlar, tahta topaçlar, çemberler, tefler, toprak düdükler satıldığı da bilinmektedir.

UFUK SARISEN