"ortaköy - istanbul"

ORTAKÖY 

Yıllar sonra tekrar buluşacaktık lisede aynı sıraları paylaştığım arkadaşlarımla. Adını bile unuttuğun, yıllardır görmediğin eski arkadasları neredeyse zorla buldurtan yeni nesil arkadaşlık siteleri sayesinde bir araya gelecektik. Sanal alemden gerçeğe geçiş yapıyorduk yıllar sonra. Başdöndürücü bir hızla ilerleyen iletişim teknolojisinin insanları bireyselleştirmesi ve uzaklaştırmasına inat kanlı canlı görüşecektik işte. Lise döneminde sıra arkadaşım olan, Erol'un önerisiydi Pazar sabahı Ortaköy'de buluşma fikri. Sonradan öğrenecektim kendisin artık Ortaköy'de oturduğunu. Uyanık arkadaşım tüm eski dostlarını nerdeyse evinin kapısının önünde toplayacak ve bizler de İstanbul'un dört bir yanından Ortaköy'e ulaşmaya çalışacaktık. Olsun, lise döneminden kalma alışkanlıklar bunlar, büyüsek de değişmiyor demek. Pazar sabahı yağmurla uyanıyorum, bu havada gelen olur mu acaba? Meydana varıyorum, şemsiyenin altından izliyorum gelen geçenleri, yaşı bana yakın olanları daha bir dikkatli süzüyorum. Sonunda Erol geliyor, başka da gelen olmuyor. İnternetin buluşturması bu kadar oluyor demek ki. Meydandaki çay bahçelerinden birini gözümüze kestirip giriyoruz içeri. Bu çay bahçeleri meydanın demirbaşlarından. Belki de İstanbul'un en güzel seyredilebildiği yerde kahvaltı etmek için tercih ediliyor burası. Kahvaltı sonrası evsahibi arkadaşımla programımızı yapıyoruz. "Yağmura aldırmaksızın Ortaköy turu" yapacağız birlikte. Meydanda ilk gözümüze çarpan, semtin simgesi haline gelmiş, barok tarzda inşa edilmiş olan Büyük Mecidiye Camii ya da halkın verdiği isim ile Ortaköy Camii. Camii Abdülmecit tarafından 1853’te Mimar Nigoğos Balyan’a yaptırılmış. Boğaziçi’nde eşsiz bir konuma yerleştirilmiş olan camii bütün selatin camilerinde olduğu gibi harim ve hünkar bölümü olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Geniş ve yüksek pencereler Boğaz’ın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak biçimde düzenlenmiş. Merdivenle çıkılan yapının tek şerefeli iki minaresi var. Duvarları beyaz kesme taştan yapılmış, kubbenin duvarları ise pembe mozaikten ve ince bir işçiliğin ürünü. Abdülmecit ve Abdülhamit bu camiye Cuma namazına gider, sonra ince saltanat kayıklarıyla diğer kıyıdaki Beylerbeyi Sarayı’na veya Küçüksu Kasrı’na geçerlermiş. Statik açıdan narin bir yapı olan Camii, bu yüzden tarihinde üç kez onarımdan geçmiş. Ortaköy meydanın bu kadar popüler olması ve haftasonu İstranbullular ile dolup taşması eski semt sakinlerinin biraz rahatını kaçırmış. Caminin önünde oturmus keyif yapan eski bir İstanbul beyefendisi ile ile sohbetimizden anlıyoruz bunu. Doksanlı yılların başında meydanda tezgah açmış incik boncuk, el işi ürünler satanları dönemin ilk açılan özel televizyonu haber yapıyor ve Ortaköy’deki “entel pazarından” bahsediyor. Bu “entel pazarı” büyülü bir deyiş gibi tüm İstanbul’u kendine çekiyor ve tabiki “entel pazarından” pay almak isteyen diğer satıcıları da. Ardından eski esnaf dükkanlarını tek tek devrediyor. Yerlerine barlar, gece klüpleri, restaurantlar açılıyor. Çok kısa bir sürede semt birden İstanbul’un en önemli eğlence merkezlerinden ve çekim noktalarından biri haline geliyor. Dışarıdan da hem esnaf hem yerleşim açısından büyük bir göç yaşanıyor. Eski huzur ve sessizliğin yok olması da Ortaköylüleri huzursuz ediyor doğal olarak. Meşhur Entel Pazarını biz de turlamaya başlıyoruz. Keyifli esnaf, keyifli ürünler satıyor tezgahlarında. Cam işciliği ürünler, şapkalar, eşarplar, takılar, oyuncaklar, maketler vs. Cafelerin duvarlarına açılmış tezgahlar görsel olarak da uyum içinde sokaklar ile. Caminin yan tarafında balık tutanları seyrederken meshur gezi teknelerinden “hemen kalkıyor, 1 saatte Boğaz turu” sesine doğru yöneliyoruz arkadaşımla, yağmura aldırmaksızın. Boğaz köprüsünün heybetli görüntüsüne doğru yol almaya başlıyor gezi teknesi. Sahilde ilk olarak Esma Sultan Yalısı karşımıza çıkıyor. 1875 yılında Sarkis Balyan tarafından Abdülaziz'in kızı Esma için yaptırılan yalı 1975 yılında yanmış ve günümüzde sadece dış cephesi kalmış. Ancak yaptırılan restarosyan sonucu içi cam ile kaplanarak cok değişik ve modern bir görüntüye kavusmuş. Yalı bügün çeşitli toplantı, konser, düğün ve partilere ev sahipliği yapıyor. Saraydan bağımsız bir yaşamı yeğleyen Hatice Sultan’ın yaptırdığı Hatice Sultan Yalısı da Ortaköy’ün sağlam olarak ayakta kalmayı başarabilen tek yalısı. Buranın 2006 yılına kadar İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü olarak kullanılması yalıyı ayakta tutmuş, bugünlerde İstanbul valiliği yalıyı turizme açmuş durumda. Tekne turu sonrası soluğu kumpircilerin yanında alıyoruz. Sıra sıra kumpir ve gözleme dükkanlarının uzandığı alana yaklaştığımızda kumpirciler tezgahlarının arkasından sizi çağırmaya başlıyorlar. Ortaköy’e gelip kumpir yemeden dönmek pek mümkün olmuyor. Satıcılar aklınızı çelmede kumpir yapımındaki kadar maharetliler. Kumpircilerin hemen karşısında Mimar Sinan’ın eseri olan Ortaköy Hamamı bulunuyor. Sadrazam Kara Ahmed Paşa’nın kethüdası Hüsrev Kethüda tarafından 1556 yılında yaptırılan hamam, aynı zamanda Ortaköy’deki en eski yapı. Ortaköy’de Türk, Rum, Ermeni, Yahudilerin yüzyıllarca birarada dostluk içinde yaşamışlar. İstanbul’un diğer bir çok semtinde olduğu gibi Ortaköy’de de camii, kilise, sinagog üçlemesi bir arada bulunuyor. Meydan ve Dereboyu caddesi arasında bir Ermeni Katolik kilisesi, bir Ermeni Gregoryen kilisesi, iki Rum kilisesi, iki sinagog, iki de camii bulunmakta. Ortaköy’ün en önemli yapılarından biri de Abdülaziz tarafından Mimar Sarkis Balyan’a 1871’de yaptırılan Çırağan Sarayı. 1910’da yandıktan sonra yıllarca boş ve harabe olarak kalan saray günümüzde onarım sonrası 5 yıldızlı bir sahil oteli olarak hizmet vermekte. Meydanın hemen bitişiğindeki Feriye Sarayları şehzadeler ve Çırağan Sarayı’nda çalışan hizmetkarlar için yapılmış. Şimdiki Galatasaray Üniversitesi ve Kabataş Erkek Lisesi binaları da eskiden birer Feriye Sarayıymış. Gün sonuna doğru yağmur yerini kış güneşinin son demlerine bırakmıştı. Meydandaki banklardan birine oturduk, köprü ve muhteşem boğaz manzarasını ve bir de gün batımının kızıllığını karşımıza alarak eski okul günlerimize geri döndük. “Barok mimarili camii” nin gölgesinde otururken doğuyla batının kucaklaştığı bu semti yeniden keşfetmenin, yıllar sonra okul arkadaşları ile buluşup onları yeniden keşfetmeye alternatif olabileceğini düşünüyordum. Internetin buluşturamadığı arkadaşlarımın yerini Ortaköy doldurmuştu, ya da internet farkında olmadan beni Ortaköy ile buluşturmuştu. 

Ufuk Sarışen