|
KELEBEKLER VADİSİ:
Kelebekler narindir, renklidir, sakindir,
sessizdir, ömürleri kısa sürer, kavga nedir bilmezler, en yakın
dostu çiçeklerdir, zaten kendisi de çiçekden farksızdır. Belki
ömürleri kısa sürer bir kaç güne sığdırılar tüm hayatlarını
ama olsun “Kelebekler özgürdür”, Kelebekler Vadisi’nin
ziyaretçileri de öyle.
Temmuz güneşi Fethiye Ölüdeniz’in üzerinde
kumsalda korunmasız yatan tatilcileri sıcaktan kavuruyordu.
Kumsalda yalınayak yürümek közde yürümekten farksızdı. Uzun
kumsalda vadiye gidecek olan tekne Akdeniz’in dalgalarında
sahilin bir kaç metre açığında bizi bekliyordu, biz de dalgaların
durulmasını. Sırt çantalarımızı başımızın üzerinde
tutarak nerdeyse boğazımıza kadar ıslandıktan sonra günde
sadece 3 sefer yapan tekneye binmiş ve yola koyulmuştuk. Yaklaşık
40 dakikalık yolculuk sonrasında vadiyi denizden gören manzaranın
buyusüne kapılmış, vadiyi keşfe hasret bir şekilde gene yarı
belimize kadar ıslanarak adaya çıktık. Adaya diyorum çünkü
burası insana ıssız bir adaya düşmüşsünüz izlenimi veriyor
zira bölgeye kara ulaşımı söz konusu değil. Ancak eğer
tehlikeyi göze alırsanız vadinin üstündeki Faralya (Uzunyurt) köyüne
güç bela ulaşıp buradan iplerle desteklenen patikadan aşağıya
doğru inmeyi deneyebilirsiniz. Ancak bu denemeyi rehbersiz yapmak
değişken yüzey ve zorlu ipli parkurlar sebebi ile pek akıllıca
değil.
Barındırdığı endemik türler (sadece bu bölgede
yetişen) sebebi ile World Heritage Foundation tarafından, dünya
üzerinde acil korunması gereken 100 dağdan biri olan Babadağ’ın
eteğinde bulunan Kelebekler Vadisi 1. derece doğal SİT alanı
ilan edilmiş ve her türlü yapılaşmaya kapatılmış. Buradaki
tek yapılaşma çardaklardan, bungalov (ağaç evlerden ve bir de
sahilden biraz daha içerde kalan eski taş evden ibaret. Sahile
ayak bastığınızda sizi buradaki işletmenin rehberi karşılıyor
ve size vadi ile ilgili kısa bir brifng veriyor, ardından isteğinize
göre ya bungalovlara ya da çadırlara yerleşiyorsunuz. Ben kendi
getirdiğim çadırı kurmak istediğimi söyledim ve diğer kurulu
çadırların yanında bir yer aramaya başladım, 350 metreye ulaşan
kanyon kayalarının yamacına yakın bir yeri gözümü kestirdim
çadırım için. Artık kalacak yeri de hallettikten sonra aynı
yemeklerin yendiği, sohbetlerin yapıldığı çardakta biraz
solunmak gerekliydi. Burada gölgenin verdiği serinlik hissi ile
herkes dinleniyordu. Belki de genel olarak vadiyi en iyi ifade eden
kelime de buydu “dinlenmek”. Vadide enerji şebekesi, iletişim
hatları, şu şebekesi gibi alt yapıların olmaması da bilinçli
bir tercih, vadinin doğallığının bozulmasını istemiyor işletme
sahipleri. Bu sepele sadece belirli zamanlarda jeneratörler devreye
girip elektrik ihtiyacı karşılanıyor.
Koleksiyoncu fotoğrafcı Rıfat Kılar 1970 li yılların
sonuna doğru keşfetmiş vadiyi, çok etkilenmiş gide gele. Daha
önce “Güldürümsü” diye bilenen vadinin ismini buradaki
kelebeklerden etkilenerek “Kelebekler Vadisi” diye telafuz
etmeye başlamış. Gerçekten de buradaki kelebeklerden
etkilenmemek mümkün değil. Sarp kayalıklar ile çevrili vadinin
içlerine doğru kelebekler ile karşılaşma olasılığınız artıyor.
Bölgede 80’den fazla kelebek türü barındığı tespit edilmiş.
Özellikle vadinin çağlayanlar bölümündeki arazide kaplan
kelebeği (euplagia quadripunctaria) kolonisi barınmakta.
Kelebekler çok narin yaratıklar, vadi boyunca önünüze çıkan
uyarı levhaları gezginleri gürültü yapmamaları için uyarıyor
devamlı, zira kelebekler gürültüye çok hassas, yükses ses
onlar için ölümcül olabiliyor.
Kelebek kolonilerinin çok sevdiği şelale
Faralya köyünden 50 metrelik düşüşler ile vadiyle buşuşuyor.
Sahilin ortasından geçen patikadan ilerleyerek şelaleye ulaşmanız
mümkün. Gittikçe daralıp birbirine yaklaşan, güneşi
engelleyen vadi duvarlarının gölgeleri altında Akdeniz iklimine
nispeten serin bir yolculuk yapabiliyorsunuz. Sonucta göreceğiniz
manzara bu yolu katetmeye değiyor doğrusu, vadi duvarlarının
birleştiği nokta yemyeşil ağaçlar ve yüksek bitkilerle sarılı,
üstelik şelalenin heybeti bunların tam ortasında duruyor. Şelalenin
çağıltısı vadinin akustiği içerisinde güçlü bir etki yaratıyor
gezginlerde.
Kelebekler vadisinde işletme ve konaklamaya açılması
1987 yılında başlamış. Bireysel gezginler, meraklılar, kaşif
ruhlu çadırını yanında taşıyan sırt çantalı gençler için
burası buluşma noktası olmuş zamanla. Dünyanın her yerinde
vadi konuşulur olmuş ve zamanla çok uluslu bir gezginler cenneti
haline dönüşmüş Kelebekler. Konaklayanların %30 u yabancı
%98 i ise üniversite ve lisansüstü eğitime sahip. Ayrıca
müşteri profili arasında ağırlıklı olarak ressam, müzisyen,
yazar, oyuncu ağırlıklı bir sanatcı kadrosu müdavim durumunda.
Vadideki işletmede pişirilen yemeklerin çoğu
vadideki tarla ve bahçelerde yetiştirilen doğal ürünler, yeni
moda deyimle organik ürünler. Pek fazla et pişmiyor mutfakta,
hemen hemen her gun cok da lezzetli sebze yemek çeşitleri servis
ediliyor. Kendinizi oldukça sağlıklı hissettiriyor bu menü doğrusu.
Doğal sebze ve meyvenın uretilmesi ve tarlada çalışacak iş gücünün
bulunabilmesi için de gönüllülük sistemi uygulanıyor. Buna göre
tarlada çalışacak gönüllülere konaklanma indirimi yapılıyor.
Bu şekilde gençler hem tarlada çalışıyor hem de bir nevi
meditasyon yapıyorlar, ucuz tatil yapmak da cabası. Vadideki 100 dönümlük
arazi üzerinde ekolojik tarımın yanısıra: arıtma, deniz
temizliği ve temiz enerji gibi konularda projeler gerçekleştiriliyor.
Bu projelerdeki ortak amaç doğayla uyumlu yaşamanın yollarını
aramak ve bunu özendirm. Aktiviteler açısından dikkat çekici
olan kelebekler vadisinde sezon boyunca bir çok gönüllü eğitmen
ve uzmanlar dersler ve seminerler düzenliyor. Burada da amaç
“vur patlasın çal oynasın “ eğlence anlayısşı yerine
insanları dans, müzik, yoga, edebiyat, sinema, denizcilik, balıkçılık,
mutfak, el becerileri, gibi sanatsal, zihinsel ve bedensel
disiplinler ile ruhunu beslemek.
Bu yaz tatil için ruhunuzu beslemek ve bedeninizi
dinlendirmek için yeni arayışlar peşindeyseniz, doğayla baş
baa kalmaya niyetiniz varsa ve konfordan vaz geçip kelebekler kadar
özgür olmak istiyorsanız Zeynep Talu’nun dizelerine kulak verin
derim: Ya mavisinde bir çiçeğin ya pembesinde, Bazen bir söğüt
dalının serin gölgesinde, Ya korkusunda bir çocuğun ya düşlerinde,
Bazen de bir çiğ damlasının yalın gerçeğinde, Yaşa dostum gönlünce
ömrünün keyfini sür, İnsanlar değilse de kelebekler özgürdür,
Ara dostum dünyayı ömrünün keyfini sür, İnsanlar değilse de
kelebekler özgürdür.
FARALYA:
M.Ö. 4 yüzyıla uzanan Likya’nın Perdicia
isimli yerleşim yerinin bazı kalıntıları Kelebekler
Vadisi kanyonunun hemen üstünde yer almakta. Buradaki köy ise
halen o dönemi hatırlatan ismi Faralya ile anılmakta. Köyde
Bizans ve uzantısı Rum yerleşimcileri tarafından Osmanlı’nın
son zamanlarına kadar sürdürülen teraslanmış yamaçlarda
uygulanan bahçecilik kültürü, Türk göçebelerine devredilmiş
ve bugüne kadar süre gelmiş.
TAŞ EV VE MADAM DESPİNA:
Vadinin üzerindeki iki taş yapıdan biri olan taş
ev şelale ve köy yolunun üstünde ziyaretçiler için bir vaha
gibidir. Taş evin çevresinde sanat çalışmaları ve atölyeler düzenlenir.
Gün içinde ağaçların altında sedirlere uzanarak kitap
okuyabilir, el yapıımı yiyecek ve içecekleri deneyebilir, akşamüzeri
de buradan muhteşem gün batımını izleyebilirsiniz. Geceleri de
perdeye yansıtılan filmleri izleyebilir, gece yanan ateş etrafında
toplanmış müzisyenlere eşlik edebilirsiniz. Taş ev ayrıca
Kelebekler Okulu projesinin de merkezi konumundadır. Faralya köyünün
yaşlılarının anlattığına göre taş evde yıllar önce Madam
Despina isimli yanlız bir hanımefendi yaşarmış. Despina
Kumsaldaki kayanın üzerine oturup kanyon duvarı arasından denize
batan güneşi izlerken, muhtemelen mübadele anlaşması ile bölgeyi
terk eden akrabalarını ve denize açılıp bir daha geri dönmeyen
sevgilisini düşünürmüş. Vadide yaşayn bu gizemli kadının asırlık
yaşına rağmen köye değiş tokuş için yük dolu çuvalları
kanyon duvarlarından nasıl çıkardığı halen konuşulur. Günlerden
bir gün köylüler onu artık görmez olmuş ve gizemli Despina köyde
anlatılan hikayeleri ile yaşar hale gelmiş.
KELEBEKLERE DAİR:
Büyüleyici kanatlarını bir fizikçi gibi
kullanan kelebeklerin, kısa ömürlerinde kamufle olmak için düşmanlarının
düşmanını taklit ettikleri ve 17 bin adet küçük gözlerden
oluşan bir görme sistemine sahip olduklarını bilinmekte.
Tat alma duyuları ayaklarında olan kelebeklerin, kendi boylarının
3 katı kadar uzayabilen bir dile sahip olmaları sayesinde çiçeklerin
derinliklerindeki nektara ulaşıp su ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar
ve daha sonra, bu uzun dillerini kullanmadıkları zamanlarda ise içeriye
doğru sarıyor.
KONAKLAMA:
Kamp ve doğa turizminin Türkiye’deki ve dünyadaki
en iyi adreslerinden biri olarak gösterilen Kelebekler
Vadisi’nde, her yıl 1 Mart – 1 Kasım tarihleri arasında
hizmet veren işletmenin bilgisi dışında konaklamak mümkün değil.
Su ve Elektrik enerjisi devlet tarafından değil, işletme tarafından
sağlanmakta. Bu sebeple Kelebekler Vadisi’ne günde 3 defa
elektrik verilmekte. Sıcak su, güneş panelleri aracılığı ile
sağlanmakta. Kumsal veya toprak zemin üzerine kurulan çadırlarda,
bungalovlarda veya teraslarda (çardaklarda) kalma imkanının yanısıra,
işletme ziyaretçilere doğal ve ekolojik kahvaltı ve akşam yemeği;
ortak kullanıma açık tuvalet ve duşlar sunmakta. 10 dönümlük
alanda 250 yatak kapasiteli 125 çadır kurulabiliyor. İster uyku
tulumuyla çardaklarda, ister çadırda kalabiliyorsunuz.
UFUK SARISEN
|