"kartalkaya - bolu"

Kar soğuğunun kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı günler kapımı kemiksiz parmaklarıyla çalmıştı. Hayat şartları zaten ağırken, soğuk daha da ağırlaştırmıştı. Üşümeye bile halim olmadığından eve kapanmış homurdanarak dolaplarımı düzenliyordum ta ki, kayak takımım tam da ayaklarımın önüne düşüverene dek. Bir süre karşılıklı iki sevdalı gibi bakıştık. Hemen ardından seyir defterime yeni maceramın notunu çoktan düşmüştüm bile; Kartalkaya... Kartalkaya’ya dogru sabah ayazında kalkan tur otobüslerinden birine atlayarak Bolu’nun güneydoğusunda vakti zamanında sadece kartalların barınabildiği Köroğlu Dağları’na doğru yola koyulmuştum. Otobüste muavinin hem ayakta durmayı başarıp hem de sıcak kahveyi bardağa döküşünü saygı ve gerginlikle karışık izlemenin hemen ardından ikramı yudumlayıp dağa ulaşma öncesi otobüs uykusuna daldım. Kahvenin etkisinden midir yoksa seyahatin heyecanından mıdır bilinmez, uykuyla uyanıklık arasındaki süreçte bir zamanlar kartalların uçuş pisti olan şimdinin kayak pistlerinin hikayesini anımsadım. Sadece kartalların yaşadığı yolu izi olmayan bu dağ başını 1970’lerin ortalarında keşfeden ve “burayı kayak merkezi yapacağım” diyen Mazhar Murtazaoğlu isimli bir girişimci. Aynı zamanda buradaki ilk kurulan iki otelin de sahibi. Zamanında katırla dahi çıkılamayan bu yöreye yolu, elektriği suyu getiriyor Murtazaoğlu, kendisine deli diyen Bolululara aldırmaksızın. Üstüne üstlük bölgeye 12 bin çam fidanı ekerek dağın çehresini de değiştiriyor ve yıllar sonra belki de Türkiye’nin “kayak sporu” anlamında en önemli merkezi Türkiye’ye kazandırılmış olunuyor bu ileri görüşlü girişimcilik hamlesi ile. Otobüsün durması, yolcuların sesleri ve kahve uykusuzlugu birleşince gözlerim açılmıştı. Kartalkaya sapağında İstanbul’a yaklaşık 250 km uzaklıktaki Bolu’nun hemen yanıbaşında. Araçlar arka arkaya dizilmiş, zincir takma merasimine başlamışlardı 28 km’lik karlı yol tırmanışı öncesinde. Zincir takma her sürücünün harcı değil, daha doğrusu zevksiz bir iş, karışan zinciri açmak sudoku çözmek ile eşdeğer olabiliyor bazen. Ancak panik yapmamalı çünkü yöre insanının kışın meslek edindiği bütün gün yol kenarında bekleyen zincir takıcıları bu tip durumlar için hazırlar, üstelik zinciri olmayanlara zincir satışı da yapılıyor. Zincir sonrası yolculuk erken sabah ışığının romantik renkleri ve kar beyazlığı ile masal gibi bir atmosferde devam ediyordu. Kartalkaya’ya doğru 6 km kala Sarıalan Yaylası dağ evleri ve geniş beyaz düzlükleri ile Bolu’ya tepeden baktırıyor ve yolculuğun sona yaklaştığını müjdeliyordu. Sonunda Kartalların kayasındaki kayak merkezine varmıştım. Yolda içinden geçtiğimiz bulutların üzerine çıkmıştık ve güneşle aramızda bir engel kalmamıştı, Manzara insanı dinlendiren ve doğanın gücüne, etkisine saygı uyandıracak cinstendi. Otele yerleşip, kayaklarımı kiralayıp, ekipmanlarımı kuşandıktan sonra 2100 metrelik zirveye doğru yolculuğa başladım. Yolculuk dediğime bakmayın, doğrusu otelin önünden kayaklarınızla sizi çeken liftlere kendinizi bırakıp 10 dakikada zirveye çıkıyorsunuz, sağınızdan solunuzdan kayan boardcu ve kayakçıları seyredeken. Bu zirveye yürüyerek çıkayım derseniz ufak çaplı bir dağcılık eforu sarfetmeniz gerekiyor ki ben ertesi gün board yapanların atlayışlarını izlemek için yaklaşık 300 metrelik bir tırmanış yapma gafletinde bulunmuştum. Gaflet diyorum çünkü o irtifa ve soğukta nefesiniz kesiliyor, benim gibi dağcılık ile hiç alakanız ya da antremanınız yoksa. Zirveden aşağıya doğru baktığınızda oteller bölgesinin ardına doğru uzanan Köroğlu dağlarının heybeti yediğiniz rüzgarla birlikte sizi sarsabilir, dolayısı ile hemen aşağı doğru kaymakta fayda var. Toplamda 32 km uzunlugundaki Turkiye’nin en uzun pistlerinden kolaylık derecesine göre sectikleriniz arasında doğa ile mucadelinizde kendiniz ile başbaşasınız. Aksamustu hava kararmadan pistler kapanıyor ve pistlerde gece gec saatlere kadar kar düzleme makinaları boy gostermeye baslıyor. Otel pencerisinden sıcak şarabınızı yudumlarken karları farları ile aydınlatıp pistlerde gezinen bu dev makinaların beyazla dansını izlemek enteresan bir tecrübe olabilir. Tabiki iş makinalarının çalışmasını seyretmek herkesin tercihi değil, başka alternatifler elbette mevcut Kartalkaya’da. Burada kayak sonrası bastıran gecenin sert soğugu dağda konaklayanları genelde oteller içerisinde zaman geçirmeye zorluyor. Ben de bu zorunluluğun keyfini çıkarmaya başlıyorum, kar manzaralı sıcak su havuzunda kışın ortasında yüzdükten sonra konaklayanlar ile birlikte sinema salonunda film izliyorum. Kartalkaya kendisi ile sürekli kıyaslanan Uludağ kayak merkezinin aksine hareketli gece eğlencelerinin yerine dinlendirici gece aktivitelerini ön plana çıkararak “ben sadece kayak yapmaya gelenler için buradayım” diyor adeta. Sabah oluyor, günübirlik gelen ve tur otobüslerinden inen kalabalık kayak ve snowboard ekipmanları kiralamak üzere kayak odalarına akın ediyorlar, ben de kalabalığa karışıyorum. Eldivenden kayağa, board ayakkabısından kar gözlüğüne kadar her türlü ekipman burada bizleri hazır bekliyor. Haftasonu gelen günübirlik kayakçılar bir an önce kendini piste atabilmek için kayak odasında sağa sola koşuşturuyor. Kıyafetlerimi kuşanıp, kayak odasının pistlere açılan kapısından çıkıp kar kokusunu içime çekip, soğuğu iliklerime kadar hisettikten sonra zirveye tırmanıp tekrar aşağı kaymak üzere kayaklarımı aşağıya doğru sallamıştım. Kartalların kayaları üstüneki bolkarda kayarak imzalarını atan snowboardcuların geride bıraktığı izler sabah ışığı ile buyuleyici görüntüler bırakmıştı, o görüntülere bakarak aşağı doğru kayarken onume çıkan tümseğe hazırlıksız yakalanmıştım. Kardan adamdan tek eksiğim burnumdaki havuçtu belki de, karın arasındaki kayaklarımı ararken kışın en soğuk günlerinde daha da soğuk olan bu bölgede durumdan keyif almanın ironisi ile tebessum ederken yaklaşık 2 metre üzerimden geçen bir çift kartal da benim kayarken düşüşüme tebessüm eder gibiydiler. Nede olsa buralar onların kayalarıydı....