Eber Gölü – Atlas Dergisi

EBER GÖLÜ – Sazların Dönüşü

Atıklar göle verildi, önce balıklar bitti. Kamış ve saz kesmeye başladılar. Ama göl 2003’te iyice kirlenip kuruyunca kuşlar da bir daha gözükmedi, kurbağalar da; kirazlar bile kalitesini yitirdi. Onlar da göç yollarına düştü. Şimdi göl toparlanmaya, sazlıklar ve aileler geri dönmeye başladı. Artık bilinçliler. Yine kesim yapıyorlar, nefes alan kamışlardan ekolojik evler düşlüyorlar. Ama Afyon’un Eber Gölü’nde balıklı günlerin özlemi hâlâ sürüyor.

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: UFUK SARIŞEN

eber_golu_foto_002 eber_golu_foto_003 eber_golu_foto_004 eber_golu_foto_005 eber_golu_foto_006 eber_golu_foto_007 eber_golu_foto_008 eber_golu_foto_009 eber_golu_foto_010 eber_golu_foto_011 eber_golu_foto_012 eber_golu_foto_013 eber_golu_foto_014 eber_golu_foto_015 eber_golu_foto_016 eber_golu_foto_017 eber_golu_foto_018 eber_golu_foto_019 eber_golu_foto_020 eber_golu_foto_021 eber_golu_foto_022 eber_golu_foto_023 eber_golu_foto_024

Emir Dağları’nın karlı zirvelerinden esen rüzgârın ıslığına, buza değen kazmanın tok sesi karışıyor. Çıplak elleriyle kavradığı kazmayı kayıktan uzanarak göl yüzeyindeki buza savuran Abdullah’ın işi daha yeni başlıyor. Önünde gölün ortasına kadar kırılacak iki kilometrelik bir buz tabakası var. Saatler sürecek bir uğraş sonucu “kopak” denilen adalardan birine ulaşacak.

Kopaklar kalınlaşan kamış köklerinin kıyıdan kurtulması ve rüzgârın etkisiyle de üzerinde toprak birikip yüzen adalara dönüşmeleriyle oluşuyor. Abdullah Turunç 40’lı yaşlarda; güneşin kavurduğu kararmış yüzü, siyah deri ceketi içine giydiği bağrı açık gömleğiyle ayazın ortasında çalışarak ısıtıyor kendini. Gerektiği kadar konuşanlardan. Afyon’un Çay ilçesinin Eber beldesindeki tüm inşaat işleri kendisinden soruluyor: “Kazmayı da küreği de iyi sallarım” diyor.

Eskiden buzun üstünde yürüyerek gidermiş göle, ayağına geçirdiği tenekeden yapım kramponlarla. Testereyle buzu keser, turnasını, sazanını yakalar sonra da buz üstünde pişirirmiş. Daha sonra bunu geliştirmiş; at arabasıyla buzlu göl üstünde ilerlemiş. Gene balığını tutmuş, yemiş. Fazlasını da arabaya yükleyip götürürken buz kırılmış. Atı ve kendini kurtarmış ama araba hâlâ suyun altında. O günden sonra buz olsa da illa ki kayıkla giriyor göle, sonra da saatlerce buz kırıyor.

Yılmaz Evran da 60 küsur yaşına rağmen Abdullah kadar çevik. O da elinde kazma, buzla mücadele halinde. Kumaş pantolonunu sarı balıkçı çizmelerinin içine atmış, ceketinin önünü iliklemiş. Gitmeye çalıştıkları kopaktaki “dam” denilen kamıştan yapılmış ev kendisine ait. Abdullah’la beraber arada kazmayı bırakıp sac kayığı iki yana sallayarak etraftaki buzu kırıyorlar. Biraz kazma, biraz sallama, arada da pancar motoru çalıştırarak kaplumbağa hızıyla hareket ediyorlar. Uzunca, ucu çatallı sopasıyla kayığı kırılan buzda ilerletiyor Yılmaz Evran. Göle her gün gelip kamış kesiyor, kesmediği günlerde de yine gelip kopaktaki damında vakit geçiriyor. Yılmaz Evran’nın damı, gölün ortasındaki yüzen adada; yaklaşık dokuz metrekarelik bir kulübe. Her tarafı kamışla kaplanmış. İçinde halı, soba, minderler, kap kaçaktan oluşan eşyalar var. Gölün tam ortasındaki bu kulübe, etraftaki yerleşimden ve insanlardan uzakta, doğanın sesiyle baş başa.

Eber Gölü, kulübenin tam karşısında, güneyde uzanan Sultan Dağları’yla kuzeydeki Emir Dağları arasında kalıyor. Denizden yüksekliği bin metreye yaklaşan gölün yüzey alanı geçmişte 125 kilometrekareyi buluyordu. Ama kirlilik ve susuzluktan payını fazlasıyla alan Eber, eski bereketli günlerinden uzaklaştı; neyse ki son dönemlerde yağışlar imdada koştu ve göl tekrar toparlanma eğilimine girdi. Afyon’un Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerinin kesiştiği noktada bulunan gölün yerini bilmeyenler, yanından habersizce gelip geçiyor. Çünkü kamış ve sazlardan örülü duvar bu güzelliği gizliyor.

Gölün içindeki kamış çayırlarının arasındaki “yolak” denilen doğal kanallarda, Abdullah Turunç ve Yılmaz Evran, dur durak bilmeden buzla savaşmaya devam ediyor. Arkalarına bağladıkları aynı tipte ama ahşap kayıkta iki kişi daha var. Kazım Kanyılmaz, demiryollarından emekli olduktan sonra Eber beldesine yerleşmiş. Bir taraftan kırılan buzun kaç saat sonra tekrar donacağını hesaplarken diğer taraftan kayıktaki arkadaşına sesleniyor. “Hasan, ekmekleri aldın mı? Aç kalmayalım kopakta sonra.” Hasan Kaymaz ekmekleri almış, gözü de sürekli bu seneki ekmeğini kazanacağı kamışlarda. “Bak görüyor musun, hala uçları eğri bunların, bir türlü düzelmek bilmedi. Seneye inşallah”.

Ucu eğri kamışlar çok fazla bu sene. Sebebi de iki sene öncesi yaşanan kuraklık sonrası adaların zemine oturması. Göl tekrar su dolmaya başlayınca adaların yapısı bozulmuş ve kamışların gövdeleri su içinde kalmış, bu da eğriliği getirmiş. Düz kamışları seçmek işi yavaşlatıyor. Eskiden olduğu gibi günde 50 bağ kesmek bugünlerde zor. Kamışın bağı 2,5 TL’den satılıyor. Bir bağ yaklaşık bir insanın kucaklayacağı kalınlıkta. Hasır otunun ya da sazın bağı ise daha ucuz; 1 TL. Sonbaharda hasat hasır otuyla başlıyor, ardından kamışla devam ediyor. İlkbaharda kamış toplamaya ara veriliyor, çünkü bu dönem sazlıkları kendilerine yuva edinen kuşların üreme dönemi, onları rahatsız etmemek gerek.

Eber Gölü kenarında 1978’de faaliyete başlayan SEKA kâğıt ve selüloz fabrikası, 2003’e kadar yöreye bolluk ve bereket getirdi. Gölden her yıl fışkıran kamış, göl kenarındaki tüm haneleri geçindirmeye yetti yıllarca. Ta ki göl kuruyup kirlenip neredeyse yok olana kadar. Bu çevre felaketi sonrası 2003’te SEKA kapatıldı. Bu arada Bolvadin ilçesindeki köylerde geçimini gölden sağlayanlar göç yolarına düştü. Daha şanslı olan güney kıyılarındakiler ise tamamen tarım ve hayvancılığa yöneldi. Kuşlar göle uğramaz oldu; balıklar, hatta kurbağalar bile yok oldu. Tüm bunların ardından Eber Gölü’nü ve onu besleyen ama kirlilikle boğuşan Akarçay’ı kurtarma projeleri hayata geçmeye başladı.

Geçen sene yağan yağmurların da etkisiyle 2009’da Eber, normale dönme yoluna girdi, kamış ve sazlar tekrar canlandı. SEKA yerine de kamışları çatı izolasyon malzemesi olarak Hollanda ve İngiltere’ye ihraç eden özel bir şirket köylülerin kamışlarını toplamaya başladı. Hollanda’dan Türkiye’ye kamış toplayıp ihraç etmek için gelen girişimci Murat Ergün’ün hayalleri büyük. İlk önce kendi memleketi Samsun’daki Kızılırmak Deltası’nda başlamış kamış işine, sonra Afyon’a kadar gelmiş. “Hayalim kamıştan mamul ekolojik evler imal etmek” diyor. Kamışın nefes alan ideal bir izolasyon malzemesi olmasından yola çıkıyor. Ergün, bu konuda araştırma yapmaları için Fransa ve Hollanda’dan ekolojik mimarlar davet etmiş. Böylece yörenin toprağı ve doğal ürünler araştırılacak, ardından prototip bir ev inşa edilecek. Gene kamış hammaddeli, özellikle seralarda ısınma amaçlı kullanılacak katı bir yakıt üretme projesi de var hayata geçirilmeyi bekleyen. Bunlar yörenin sosyoekonomik gelişimine katkıda bulunabilecek projeler. Murat Ergün, bazı köylülerin kamışı kökünden ya da yanlış kesmesinden şikâyetçi; elinden geldiğince bunun bindiğin dalı kesmekten bir farkı olmadığını anlatıyor kesicilere. Diğer şikâyetine ise çözüm bulamıyor; sabahları kahvaltı için aldığı poğaçaların Afyon ayazında donmasına…

Bolvadin’de “gölcülerin”, yani geçimini Eber’den sağlayanların oturduğu Ağılönü mahallesinde, Yastıkçı Veysel’in evinin avlusundan tahta pres makinesinin sesi duyuluyor. İki oğlu etrafını sarmış. Büyük olan berdi sazından yapılan yastıkları presleyen makinenin ucunda, yastığın etrafından dolanacak ipleri babasına uzatıyor. Ufaklık “ben tek başıma da yaparım” diyor. Veysel Gökçimen düzeltiyor: “Tek başına nasıl yapcen, ipi kim tutcek sonra?”

Dikdörtgen şeklinde hazırlanan yastık içlerine kumaş kılıf geçirildikten sonra, turistik yörelerdeki şark köşelerini süsleyecek bu berdi yastıkları. Doğma büyüme “gölcü” olan Veysel’in hayatı kamış ve saz kesmekle geçiyor. Boş vakitlerinde de yastık yapıyor. Ağılönü’nden kuraklık sebebiyle 80 hane Antalya’ya göç etmişti seralarda çalışmak için ama göl toparlanınca geri döndüler.

Derekarabağ, Bolvadin’e yakın bir göl köyü; yaşlı genç çocuk herkes gölde. Diğerlerinin aksine bu köyde kadınlar da kamış kesiyor. Yıllarca gölde çalışan Seher Teyze, kamış ateşiyle yanan köy ocağında haşhaşlı ekmeğini pişiriyor. Aslında Derekarabağlı kadınlar yörede çalışkanlıklarıyla ünlü ama Seher Teyze yine de yeni nesil kızların tembelliğinden şikâyetçi: “Köyün dışına kaçmaya çalışıyor hepsi. Benim iki kızım başka köylere kaçtı gölcü olmamak için.“ Ramazan Amca 61 yaşında, göl donduğu için bugünlerde kahvede. Tüm ömrünü balıkçılıkla geçirmiş ama son yıllarda balık bitince gölcü olmuş, bu yaştan sonra kamış kesmeye başlamış. “Balık tekrar çıksa da kurtulsam kesmekten” diyor…

Derekarabağ, komşuları Yenikarabağ, Ortakarabağ ve Büyükkarabağ köyleriyle akraba; buralarda yaşayanlar 19. yüzyıl sonunda Kafkasya’dan, Karabağ’dan gelip yöreye yerleşen Türkmenler. Göl seviyesi halen yeterince yüksek olmadığından köy, göl kıyısına oldukça uzak. Anadolu’nun birçok yerinde karşımıza çıkan pancar motoruyla çalışan, resmi olarak taşıt kabul edilmeyen patpat, Derekarabağ’da göle ulaşmanın tek yolu.

Hüseyin Kılınç 19 yaşında; yakında evleneceği nişanlısının evinin etrafında patpatla bir iki tur attıktan sonra evinde internet üzerinden İngiliz ve Çinli arkadaşlarıyla oyun oynuyor. Köydeki gençlerin hemen hemen hepsinin evinde internet var. Gündüz gölde çalışıp gece kahvede buluşuyorlar ya da evde internet üzerinden dünyaya açılıyorlar. Hüseyin köyden ayrılmayı düşünmüyor: “Gidersem sadece Hollanda’ya giderim, orada da kamış işi yaparım bir tek. Ancak AB’ye girersek iş değişir. Gençlerden hiç kimse kalmaz burada. Gideriz Avrupa’da kamış keseriz.”

Eber beldesinde balık ağları evlerin önünde çürümesin diye arada açılıp kontrol ediliyor. Ama balıkçılık şu anda yasak, zaten tutulacak balık da yok denecek kadar az. Eber Belediye Başkanı Ali Kara, “göl geri geldi artık, suyumuz var ama balık geri gelmedi” diyor kederli bir şekilde. Afyonkarahisar Tarım İl Müdürlüğü 2009 yazında 110 bin sazan yavrusunu göle bıraktı; av yasağının amacı da bu balıkların büyümesine imkân tanımak. Eğer göl suları kirlilikten kurtulup Eber gelişebilirlerse tekrar balık tutabilecekler. Başkan “sazana da razıyız ama dişli turna balığını çok özleyeceğiz” diyor, bu balığın bol olduğu dönemleri özlemle anıyor. “Kuraklık ve kirlilik insanların bilinçlenmesini sağladı, kaybettiklerinin kıymetini daha yeni anladılar. Umarım iş işten geçmemiştir” diyor belediye başkanı.

Eberliler kuraklık sırasında kiraz üretimine ağırlık verdi. Ancak Avrupa’ya ihraç edilen Napolyon kirazları kısa bir süre sonra verimsizleşmeye başladı. İşte o zaman anlaşıldı ki gölden gelen nemin azalması, kiraz kalitesini de etkiliyor. Eber’e komşu Çayırpınar köyünün muhtarı İbrahim Kıyar, aynı nedenle Afyon kaymağının bile tehlikede olduğunu söylüyor: “Eber yok olursa mandaların ihtiyacı olan sulak alan da yok olacak. Göl kaybedilirse mandacılık da bitecek.”

Gölün kirlilikle tanışması 1981’te oldu. Bu tarihte kurulan alkaloit fabrikası yılda 50-90 ton morfin, hidrad, kodein gibi afyon ürünleri imal etmeye başladı. Atıklar da doğrudan Akarçay’a, oradan da Eber’e yollandı. Aynı şekilde Akarçay kenarında 1983’de kurulan emaye fabrikası da atıklarını yıllarca göle bıraktı. Son yıllarda arıtma tesislerinin standartları sağladığını belirten fabrika yetkilileri, artık gölü kirletmenin söz konusu olmadığını belirtiyor. Ama Bolvadin sanayi bölgesi atıkları, zirai ilaç atıkları ve tüm yörenin kanalizasyonları yıllardır göle gidiyor. Gölde, özellikle sıcak havalarda, atık kokusu dayanılmaz oluyor. Bunca kirliliğe rağmen yoğun kamış-saz dokusu filtre etkisi yaparak kirliliği bir nebze olsun gideriyor. Bundan en çok faydayı ise komşu Akşehir Gölü sağlıyor. Zira iki gölü birbirine bağlayan ve Akşehir’i besleyen kanala bu sayede nispeten arıtılmış su veriliyor. Eber Gölü, 1992’de sit alanı ilan edilerek koruma altına alındı. Eber ve Akşehir gölleri ayrıca “Sıfır Yok Oluş Alanı”; yani bilimsel kriterlere göre uluslararası öneme sahip olduğu kanıtlanmış ve mutlaka korunması gereken doğal varlıklar.

Önce dükkân kepenginin açılırken çıkardığı kulak tırmalayıcı metal sesi geliyor, ardından bu sese yönelen lokantacı, “ağabey çorba dökeyim mi” diye soruyor. Afyon’un sabah ayazını atlatmak için güne çorbayla başlamak en iyi çözüm. Kahvaltı sonrası Mehmet Ali Yenilmez, Afyon il merkezinde çalıştığı döviz bürosunu yeni güne hazırlamaya başlıyor. Eber Gölü kenarındaki Yakasenek köyünden askere gitmeden önce ayrılmış, şimdi 35 yaşında. Çocukluk ve ilk gençliğinin güzel hatıralarını bıraktığı Eber’in hasretini, köyden gelenlerin döviz bürosuna uğramasıyla gidermeye çalışıyor. İnternette kurduğu “Eber Gölü Sevdalıları” isimli paylaşım grubunda, kendisini ziyaret edenlerin getirdiği köy ve gölle ilgili haberleri güncelliyor bir taraftan. Ertesi gün kendisi gibi Eber’den ayrılan ve Afyon’da yaşayan arkadaşlarıyla gölde bir gün geçirecekler. Orta yaşlı bu adamlar, hafta sonu toplanıp çocuk yaşlardaki rutinlerini tekrarlayacak. Gölde kayıkla dolaşacaklar, kendi tabirleriyle “makarasına” gölde kamış kesecekler. Eskiden balık da tutarlarmış ama şimdi balığın eski bereketine kavuşacağı günler için onlar da beklemede.

Eğlenceli günler kadar o günlerden kalan trajikomik hatıralar da var. Mehmet Ali ve dört arkadaşı 14-15 yaşlarındayken Kocaoğuz mevkiinden göle açılmış, gün boyu gezmişler dolaşmışlar, balık turmuşlar. Akşamüzeri yorgun argın eve dönerken kıyıda bıraktıkları bisikletlere binip pedal basacak halleri kalmamış. Motoru olan biri bir “güzellik” yapmış diğerlerine. Herkesin bisikletini motorun arkasına bağlamış ve konvoy halinde yola çıkmışlar. Köye doğru giderlerken Hacı’nın bahçesini bekleyen dev çoban köpeği havlayarak konvoya saldırmış. Motoru kullanan can havliyle gazlamış arkadakileri unutup, tüm bisikletler ve üstündekiler yerde metrelerce sürünmüş. Kimse köpek korkusundan bisikleti bırakamamış. Sonuçta dört bisiklet ve herkes hurdaya çıkmış! Kanamayan çizilmeyen yerleri kalmamış ama asıl korku evde babaya verilecek hesap olmuş.

Mehmet Ali bunları gülerek anlatıyor. Aynı ekip şimdi bir araya geldiğinde bunun gibi göl anılarını hatırlayıp saatlerce konuşuyor. Mehmet Ali, hala en az kıyısında yaşayanlar kadar hassas Eber Gölü’nün durumuna. Çünkü halen en büyük keyifleri göl, tüm anılar da oradan zaten. Gölde kirlilik olmadığı dönemlerde kurbağa toplarlarmış geceleri, iyi de kazanırlarmış. “Kurbağasız göl olur mu, artık kurbağa bile azaldı” diyor. “Kurbağa azalınca sivrisinek çoğaldı, su yılanları yok oldu, tarlalar fare doldu, ekinleri, ağaçları yiyorlar. Gölün kuruması, kirlenmesi her canlıyı etkiliyor. Herkes elinden geleni yapmalı Eber’in kurtulması için.”

Abdullah ve Yılmaz Amca kopaktan dönüş yolunda rahat, soğuk su kırılan buzları tekrar dondurmuş ama tabaka çok ince. Kazma sallamaya gerek olmadan kayık buzu kırarak ilerliyor. Diğer kayıktaki Hasan ile Kazım geceyi kopaktaki damda geçirecek. Yeterli ekmekleri de var, sobalarına odun da. Etraf 20 santimetre buz, kamış kesmek zor ama dam sadece kamış kesme ya da balık tutma istasyonu değil ki. Aynı zamanda Eberlilerin tatil evi bir nevi. Bu gece damdalar, sabaha kuş sesleriyle uyanacaklar. Sonra belki kurbağa senfonisi başlayacak, ardından suda iki metrelik yılanı kovalarken hızını almayan turna balığı kopağa çarpıp damı titretecek. Tıpkı eskiden olduğu gibi…

Yazı- Fotoğraflar: Ufuk Sarışen

Yorum - Comment

%d blogcu bunu beğendi: