|
Turizm şirketlerinin Karadeniz turları artık çeşit çeşit. “Trans Kaçkarlar, 1 haftada dağcılık”. “Trabzon’dan Artvin’e Kaçkarlar, zorlu expedisyon”. “Sahilden motorla Karadeniz macerası” daha niceleri. Yakında İstanbul’dan Kaçkarlara yürüyüş turu çıkarsa şaşırmayacağım. “Bu turlardan birini mi seçeyim yoksa kendi imkanlarımla olur mu bu iş” diye düşünürken “ya gittiğim yerden ayrılasım gelmezse” ruh hali ile turlardan vazgeçtim. Artvin’sınırlarına geldiğimde rotamı çizmiştim. Borçka’dan Şavşat’a yol alacaktım. Karadeniz’den kara iklimine geçiş rotası olacaktı bu.
Borçka’ya güneşli bir günde vardım, Çoruh nehri Borçka içinden geçerken süt dökmüş kediyi andırıyordu. Oysaki Çoruh Dünya’nın en hızlı akan nehriydi, dolayısı ile burası Dünyanın en zorlu ve heyecan verici rafting ve nehir kanosu parkurlarına sahipti. Borçka, nehrin yardığı vadiye kurulu Artvin’in sarp araziye kurulu ilçelerinden biri. Vadi eteklerine kurulu geleneksel Karadeniz evleri şehir merkezine doğru yaklaştıkça yerini beton apartmanlara bırakıyor, bu apartmanların tam önündeki yaya kullanımdaki ahşap köprüler bu beton yapılar ile oldukça tezat gözüküyor. Ama şahsen bu tezatlıkları her zaman ilginç bulduğumdan ahşap köprüden geçip karşıdaki internet kafede maillerimi kontrol ediyorum. Teknoloji ve gelenekselliğin bir arada harmanlanması keyifli olabiliyor bazen.
Borçka ilçenin doğusundaki Karçal Dağları’nın (3.400 m), eşşiz manzaraları, buzulları, buzul gölleri, buzulların erimesinden doğan dereleri, tarihi kemer köprüleri ve yaylaları ile zengin bir turizm potansiyeline sahip, Özellikle Borçka Karagöl’ü görmeye gelenler bir hayli fazla. Aralık Köyü sınırları içerisinde bulunan Karagöl, 'orman denizi” içerisinde kapkara deniz görünümlü, alabalığı, buz gibi soğuk suyu ve eşsiz manzarası ile önemli bir kamp yeri aynı zamanda. Ayrıca burada konaklama yapabileceğiniz bir tesis de mevcut. Ben buraya gece geç bir saatte vardım ve karanlıkta nasıl bir yerde olduğumu farketmeden uykuya daldım. Sabah uyanınca gördüğüm manzara gerçekten büyük süprizdi. Dağların eteklerinde, çamların içinde bir gölü, gölde yüzen ördekler, el değmemiş bir tabiat. Göl, heyelan gölü ve 19.yüzyıl başlarında, bugünkü “Klaskur (Aralık) Yaylası”nın yakınlarındaki bir tepenin heyelan sonucu Klaskur Deresi’nin önünü kapatmasıyla oluşmuş. Gölde yöreye özgü kırmızı pullu alabalık bulunmakta ve balık avlamak mümkün. Ancak benim gibi işin erbabı olmayanlar için pek kolay değil göl balığı avlamak. Oldukça uyanıklar, oltadaki yemi yiyip yakalanmama becerisine sahipler, en azından benim olatama.
Karagöl’den doğuya doğru zorlu dağlık arazide yaptığım yolculuktan sonra büyülü Macahel vadisine varıyorum. Macahel Borçka’nın doğusunda tam Gürcistan sınırı üzerinde bir bölge. 6 Gürcü köyü var bölgede. 1921 Moskova anlaşmasına göre çizilen Gürcistan sınırınn diğer tarafında da 12 köy var. Bölgedeki çoğu insanın Gürcistan köylerinde akrabaları var. zaten buradaki sınırlar da bildiğimiz sınırlardan değil. Konaklamam için evinin bahçesine çadır kurmama izin vermeyen, çünkü evinde kalmam için ısrar eden Mehmet ağabeyin arka bahçesindeki mısırlarının bittiği yerden itibaren Gürcistan toprakları başlıyo mesela. Sınırlar da insanları kadar samimi buranın. İnsanları çizilen sınır ile birbirinden ayrılmış ve karşı köylerde hala akrabalar yaşıyor. Burası kışın en az 6 ay karlar altında, yazın bile güçlükle ulaşılan zorlu yolun kış boyunca kapalı olması sebebi ile köyden göçler başlamış. Herhangi bir ufak hastalık durumunda dahi hayati tehlike söz konusu olabiliyor tıbbi destek olmayınca. Gerçi son dönemde buradaki sınıdan Macahel halkı haftada bir defa Gürcistan’a giriş yapabiliyorlar ancak sınırdan binilen Gürcistan aracı halki doğruca Sarp sınır kapısına getiriyor. Oradan da Borçka’ya kadar ulaşabiliyor Macahlliler, ihtiyaçlarını görüp tekrar aynı yolu geri dönüyorlar. Tema Vakfının bölgede yaptığı konaklama tesisi ve Kafkas arıcılığının geliştirilmesi faaliyeti ekonomik hayatı iyileştirme yolunda, göçler bir nebze olsa da azalmış. Macahel’deki Gorgit Yaylasının doğal yaşlı ormanları kalın gövdeli kayın ve ladin ağaçları ile Türkiye'de UNESCO'nun 'İnsan ve Biyosfer Rezervi Projesi'ne dahil edilen ilk bölge. Bu konumda tüm dünyada 102 ülkeden yalnızca 482 korunacak alan bulunuyor. Macahal’de beni en çok etkileyen belki de balından bile tatlı olan insanları oldu. Herhangi birine bir adres ya da bir soru sorduğunuzda kendinizi o Macahellinin evinde başa köşede yörenin yemeklerini yerken bulabiliyorsunuz. Hatta araçla ilerlerken yaşlı bir amcaya verdiğim selamdan sonra amcanın peşimden koşup aracımı durdurmasını unutamıyorum. “erik yer misin ?” diye sordu bana. “çok severim” dedim. “Dur bekle getireyim” dedi amca. Koşar adımlarla evin bahçesindeki erik ağacına yöneldi. “aman amca zahmet etme” dememe kalmadan elindeki sepeti doldurdu ve bana verdi. Sonra eşi geldi, “ bu gece burda kal” bir yere bırakmayız dediler. 5 dakişkada hiç tanımadığınız insanların size bu kadar yardımcı olmasını misafirperverliğin doruk noktalarını beni gerçekten çok duygulandırdı. Şehirde böyle birşey yaşama şansının olmamaıs insan ilişkilerinin Macahal’e göre yeri burayı gördükten sonra oldukça can sıkıcıydı doğrusu. Macahel’den ayrılırken dönüş yolunda gördüğüm kocaman kedinin de vaşak olduğunu öğrendiğimde buranın yolunun kapalı olmasının belki de insanların ve doğal hayatın bozulmadan kalması için gerekli olduğunu düşündürdü bana..
Borçka’dan Şavşat’a doğru giderken Artvin ilinin içinden geçiyorsunuz. Şehir Doğu Karadeniz Dağlarının sarp kayaları üzerine kurulu, bu sebeple şehrin meydanı yok. Yeşilliği ve Çoruh nehrine bakan manzarası ile ilk göreni afallatıyor bu şehir. Şehri uzaktan selamlayıp Şavşat yolunda doğru devam ediyorum Çoruh boyunca. Yeşillik hafiften seyrekleşmeye başlıyor birden sararıyor, Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya geçiş o kadar belirgin ki. Artvin’den yakşalık 65 km sonra Şavşat’tayım. Şavşat ilçesi tipik şirin bir Andolu kasbası görünümünde.Burada 9. yy a ait Tbeti Klisesi görülmeye değer. Yontma taştan yapılmış çatının her yüzeyinde koç heykeli bulunuyor. Şavşat’da da Sahara Milli Parkı içerisinde Borçka’dakine benzer bir Karagöl var. coğrafya ve iklim birden gene Karadeniz’e dönüyor Karçallar’a yaklaştıkça. Şavşat ve çevresi, derin vadiler, yüksek dağlar, balta girmemiş doğal ormanlar, buzul gölleri, yaylalar, fauna ve flora zenginliği, kaleler, kemer köprüler, geleneksel ahşap mimarisi ve yerel festivalleriyle çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran özelliklere sahip. Sahara’daki köy evleri ve dağ evlerinin karışımı ahşap yapılar ve ucu bucağı olmayan yeşil vadi manzaraları ile son derece uyumlular. Burada da Artvin’in çoğu yerinde rastladığım tulum ezgileri her yerde karşıma çıkıyor. Uzaktan gelen bu tınılar kulağımda iken gökyüzünden gelen başka bir tınıya yöneliyorum. Atmaca çığlıklarına, Sahara tepelerinde özgürce süzülüyorlar keyifli çığlıklar atarak.
Borçka’dan Şavşat’ a doğru yaklaşık xxx km lik yolculuğum boyunca el değmemiş bir doğa eşlik etti bana. Dumanlı dağlara aynı düzlemden bakmak, bugüne kadar belgesellerde gördüğüm vahşi hayvanlar ile burun buruna gelmek, hiç görmediğim hızda akan bir nehir, kartal yuvalarını andıran yükseklerdeki evler, huzur veren romantik göller, yaylalarda horon oynayanlar, uçsuz bucaksız ormanlar, sınırın ayırdığı köyler aklımda kalanlar. Ama “en güzeli hangisiydi? Diye sorduğumda kendime, hiç düşünmeden “insanıydı” diyorum. Karşılık beklemeyen, sadece karşısındakini mutlu görmek isteyen ve bunun için çabalayan insanlar var orada, hala.
|