|
BOĞAZDA1500 YILLIK BİR GEZİ: ARNAVUTKÖY
“Sahildeki tarihi yalısından çıkan
adam bitişikteki pastaneden taze simitini aldığında gün belli
belirsiz aydınlanmaya başlamıştı. Köşedeki kilisenin zangoçu
ile göz teması selamlaştıktan sonra, sabah namazına giden
cemaate şöyle bir el salladı uzaktan. Caddenin karşısına geçerken
taze deniz havasını ciğerlerine çekmişti. Uzaktaki köprünün
iki ayağı arasındaki karartıya gözü takıldı bir süre,
evinin karşısındaki koyda demirlemiş teknesine binerken.
“Deniz kabarabilir” diye düşündü, tekneden aşağı indi.
Bir taraftan simidini ağzı ile tutarken, oltasını çoktan denize
yollamıştı bile, yolun kenarından.”
Arnavutköy’de geçen bir roman yazılsa
herhalde buna benzer bir açılış fena olmazdı. Belki böyle bir
roman yazılmadı ancak bir çok yazara, şaire, resama, bestekera
hem ilham verdi hem de ağırladı Arnavutköy, tarihi boyunca. Şehrin
merkezine bu kadar yakın olup aynı zamanda sanki güneyde bir
yerlerde dağlara paralel uzanan bir sahil kasabasındaymışsınız
gibi şehirden uzaklık hissi verebilen bir semt burası. Bebek ile
Kuruçeşme’nin tam ortasında, sırtını da Ulus’a dayamış,
karşısına da Kandilli ve Vaniköy’ün doyumsuz boğaz manzarasını
almış.
Evliya Çelebi, Arnavutköy'den bahsederken
"Ekmeğinin ve peksimedinin beyaz, Yahudilerinin sahib-i zevk
ve ehl-i saz, Rum Hiristiyanlarının kavmi-I laz, cemaatı müslimin
gayet az" olduğunu yazar. Şu anda durum tersine olsa da kalan
gayrimüslimler ile müslümanlar geçmişte olduğu gibi bugün de
yan yana, komşuluk etmeye devam ediyorlar. Zaten semtteki
ibadethaneler de bunun en güzel ispatı. Bunların en dikkat çekenlerinden
biri 1870’de yapılmış semt meydanındaki Taksiarhes Kilisesi diğeri
de Sultan II. Mahmut döneminde 1832'de yapılmış olan Tevfikiye
Cami. Özellikle Taksiarhes görkemli kubbesi ve çan kulesi ile İstanbul’daki
en büyük Ortadoks ibadethanelerinden biri olma özelliği ile
dikkat çekici.
Semtin ismi ile ilgili rivayetlerden bugün
en geçerli olanına göre, İstanbul’un fethi sonrası kentin nüfusu
çok azalmış ve Fatih Sultan Mehmet’in başlattığı zorunlu
iskan politikası Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde
de devam ettirilmiş. Bu dönemde Arnavutluk’dan getirilen aileler
bu bölgeye yerleştirilmiş ve ismine de Arnavutköy denmiş,
Polonezköy misali.
Osmanlı dönemi boyunca en güzel yalılar
bir gerdan gibi boğazı sarmalamış yıllarca. 18. yüzyılda bir
bostancıbaşı defteri kayıtlarından edinilen bilgiye göre
Arnavutköy sahilinde İstanbul’un varlıklı Rumlarının, özellikle’de
Osmanlı’da tercümanlık vazifesi yapan Fenerli Rum Beylerinin ve
voyvodalarının yalıları sıralanırmış. Bu yalılar 1821 Mora
ve Girit ayaklanmalarının etkisi ile Musevilere satılmış. Daha
sonra Osmanlı Sarayına yakın iktidar sahibi hatun kişiler için
bu kıyılarda saraylar yaptırılmış ancak bu 200 yıllık dönemde
bu yapılar yangınla mücadele etmiş sürekli. Bugün sahilde kazıklı
yolun hemen bitimindeki sıra sıra dizili ahşap yalılar bütün
bu badireleri atlatıp günümüze ulaşabilen ve çok iyi korunmasını
ümit ettiğimiz gerçekten nadide yapılar. Sonradan yapılan kimi
biçimsiz beton yapılara rağmen, halen Arnavutköy’deki evler ve
sokaklar, ahşap cumbaları, balkonları, pencerelerden sarkan çiçekleri,
mimari estetiği, merdivenleri ile gözümüzü ve gönlümüzü okşamaya
devam ediyor.
Rumların çoğunlukta olduğu dönemlerde
semt; Mega Revma” (Büyük Akıntı) diye anılırmış. Bunun
sebebi de boğazın en sert akıntısının yani Akıntı
Burnu’nun burada olması. Eskiden kayıklar Akıntı Burnu’na
geldiğinde kürekler bırakılırmış, kıyıya atılan ipe 3-4
yedekçi asılır ve kayığı sabitlemeye çalışırlarmış.
Hatta kayıkçıların çoğu karaya çıkıp kendilerini sağlama
alıp burnu yürüyerek geçerlermiş. Bir rivayete göre bu
hareketin aynısını boğazdan geçen yengeç sürüleri de
yaparlarmış.
Mega Revma döneminde semtte yaşayanların
çoğu geçimini balıkçılıkla sağlarmış. Tutulan balıklar
ise “Pazar kayıkları” ile boğaz boyunca denizden dolaştırılarak
semt semt satılırmış işporta usulü. Denizden yeni çıkmış
taze balıklar hemen Rum meyhanelerinin mutfağının yolunu tutarmış.
Günümüzde olta balıkçıları burayı mesken tutmuş, boğazın
diğer sahilleri gibi. Özellikle haftasonu burada balık tutacak
bir yer bulabilmek için biraz erken hareket etmelisiniz. Eğer yer
bulamazsanız, yatların ve teknelerin demirlediği koy boyunca bir
yürüyüş yapmak da alternatif olabilir. Buraya gelmişken bir de
karnımızı doyuralım diyorsanız, sahilde sıralanmış balık
restoranları eşsiz boğaz manzarası ile sizleri bekliyorlar.
Arnavutköy 1500 yıl öncesine uzanan
tarihi ile İstanbul’un en köklü semtlerinden. Kentin keşmekeşinden
sıyrılmak ama kentten de uzaklaşmamak istiyorsanız reçete çok
basit; Arnavutköy’e geliyor, sahilinde yürüyüş yapıyor,
banklarında soluklanıyor, sokaklarını ve tarihini keşfe çıkıyorsunuz.
“ARNAVUTKÖY’DEN BAŞKA YERDE YAŞAMAM”
1977 yılı kışında yağmurlu bir günde Yazar
Demir Özlü’nün yolu Arnavutköy’e düşer. Söylediğine göre
küçük damlacıkların akın ettiği deniz, pembeli beyazlı hoş
bir ton yakalamıştır. O sırada yanında bulunan tiyatro sanatcısı
Mustafa Yalçın’a dönerek “Ben Arnavutköy’den başka yerde
yaşayamam” der. Bu söz kısa bir sürede atasözü gibi yayılır
ve semte bir armağan olur, tabiki Demir Özlü de o günden sonra
Arnavutköy sakinlerinden biri olur.
ARNAVUTKÖY ÇİLEĞİ
Çengelköy’ün salatalığı, Kanlıca’nın
yoğurdu gibi Arnavutköy’ün de çileği meşhurmuş. Meşhurmuş
diyoruz çünkü 1960’lı yıllarda çarpık yapılaşma, betonlaşma
ve göç sebebi ile çilek yetiştirilmez olmuş. İlk defa 19. yüzyılda
Hariciyeci İpsilante getirmiş çilek fidesini Arnavutköy’e. Ünü
kısa sürede yayılan bu çilek açık rengi ve güzel kokusu ile
meşhurmuş. Bu çileğe o dönemde Osmanlı Çileği adı verilmiş.
3. KÖPRÜ PROJESİ
Şimdilik askıya alınan 3.köprü projesinin bir
ayağı Anadolu yakasında Vaniköy diğeri de Avrupa yakasında
Aranvutköy’de olacaktı. Arnavutköy halkının yoğun tepkisi,
yaptıklrı kampanyalar, gösteriler işe yaramış olacak ki proje
şu anda durduruldu. Eğer proje gerçekleşirse 1500 yıllık
bu tarihi semtin büyük bir bölümü istimlak edilecek, doğal yeşil
alanlar ve yapılar yok olacak. Arnavutköy halkı bu proje karşısında
gönül birliği ile kenetlenmiş durumda.
TARİH
1540'larda İstanbul'a gelmiş olan Petrus
Gyllius, bu civarın üzüm bağlarıyla kaplı olduğunu yazarken bölgenin
adını Arnavutköy olarak anmaz. Buna karşılık 1568'de bostancıbaşıya
gönderilmiş bir fermanda, "Bostancıbaşıya hüküm ki,
Arnavutköy bağları hassa-i hümâyunum için koru iken bazı
kimseler anda şikâr ettikleri işitilmiştir..." denmekte ve
halkın buralarda avlanmasının yasaklanması istenmektedir.
Bu fermandan anlaşıldığına göre 1568'de bölgenin adı artık
Arnavutköy'dür. Arnavutköy'ün daha 16. yy'da İstanbul'un en ünlü
mesirelerinden olduğu; bağları bahçeleri bulunduğu; tepelerdeki
koruların Sultan'ın hasları olduğu; nüfusunun 19. yy'ın
ortalarına kadar Rum ve Musevilerden meydana geldiği; uzun süreler
bakımlı, güzel, canlı bir Rum köyü olarak kaldığı
bilinmektedir. Arnavutköy'de, 18. ve 19. yy'larda çıkan büyük
yangınlarda, yukarıda bazıları sıralanan yalılar yamaçlardaki
ve vadideki köşkler hemen hemen tümüyle yanmış; sahilhaneler
ve sahilsaraylarla birlikte, köy içlerindeki mahalleler de kül
olmuştur. Örneğin 1797'deki yangında Akıntıburnu'ndaki Hasan
Halife Bahçesi'yle birlikte yakınındaki bir yalı (muhtemelen
III. Mustafa'nın kızı Beyhan Sultan'ın 19. yy başında inşa
ettirdiği Beyhan Sultan Sahilsarayı, daha sonraki adıyla Said Paşa
Yalısı), onun üstündeki setlerde bulunan Sadrazam İzzet Paşa'nın
yaptırdığı Biniş Köşkü (Vezir Köşkü, Boyalı Köşk),
sadrazamın kendi yalısı ve Mektupçu İbrahim Efendi yalısı da
yanmıştır. 1883'te iskele başında 18 evin, 1887'de 264 evin,
1908'de 109 evin yandığı kaydolunmuş; 1887 yangınından sonra
Yahudilerin büyük kısmı köyü terk etmiş, onların yerine Müslümanlar
yerleşmeye başlamıştır.
I. Dünya Savaşı arifesinde 1914'te Şirket-i Hayriye'nin yayımladığı
Boğaziçi Salnamesi'nde Arnavutköy'de 493 Müslüman, 5.973 Rum,
342 Ermeni, 32 Musevi ve 642 ecnebinin yaşadığı kaydolunmakta, günlük
vapur yolcusu sayısı 1.550 olarak hesaplanmaktadır.
SOSYAL YAPI
Bir zamanlar Rum vatandaşlarımızın ağırlıkla
yaşadığı bu semtte 1955 yılından sonra yaşanan göç dalgası
ile Rum nüfusu oldukça azalmış, bugün kalanlar ise genelde yaşlılar.
Şu an yaklaşık 5000 kişinin yaşadığı semtte 80 Rum, 40
Ermeni, 25 Musevi vatandaşımız yaşamakta.
ARNVUTKÖY’ÜN İSİMLERİ
Antik dönemde ismi Estie idi. Bizans döneminde
önemli bir ibadet merkezi olmuş ve Promotu veya Anaplous isimleri
kullanılmış. Daha sonraları Mihalion ve en son Mega Revma
isimlerinden sonra bugünkü ismine kavuşmuş Arnavutköy.
GÖRÜLECEK YERLER
-
Tevkifiye camiisi - helenik yapılı camii
-
Arnavutköy Rum Ortodoks Taksiarhi kilisesi
-
Polis karakolu, helenik yapı
-
Akıntı burnu
-
Amerikan Robert Koleji
-
Boyalı Köşk Kasrı (21. yüzyılda yapılan
kopyası)
-
Sahil yolu
-
Ayazma
-
Direk altı Koru'dan Boğaziçi manzarası
-
Kazıklı yolun karşısında sıralanmış
tarihi yalılar
UFUK SARISEN
|